1919 da ülkeyi kim yönetiyor ?

Kaan

New member
1919’da Türkiye’yi Kim Yönetiyor?

Merhaba arkadaşlar, bugün bir dönemin önemli ve kritik bir yılını, 1919'u ele alalım. Yıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yılları, savaşların ardından ülkenin büyük bir belirsizlik içinde olduğu bir dönem. Hem Türkiye’nin iç hem de dış politikası oldukça karmaşık bir süreçten geçiyor. Bu yazı da, o dönemde Türkiye’yi kimlerin yönettiği, hangi güçlerin etkili olduğu üzerine bir eleştiri ve analiz olacak. Kendi kişisel gözlemlerimi ve tarihsel gerçekleri bir arada kullanarak, bu soruya yanıt aramaya çalışacağım.

1919’un Zihnindeki Türkiye: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş

1919 yılı, Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen sona erdiği, ancak yıkıntılarından bir yeni devletin doğmaya başladığı bir döneme denk geliyor. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın yanında savaşa katılmış ve savaş sonunda büyük kayıplar vermişti. Bu, Osmanlı’nın savaş sonrasında çok büyük toprak kayıplarına uğramasına ve ülkenin içindeki siyasi dengelerin sarsılmasına yol açtı.

Ancak, 1919 yılı özelinde, Osmanlı İmparatorluğu henüz resmen sona ermemişti. İmparatorluğun son hükümeti, İstanbul’daki padişah ve sadrazam yönetimindeydi. Ama asıl güç, özellikle 1919’dan sonra, artık sadece İstanbul’daki Osmanlı hükümetinde değil, Anadolu'da da yeni bir hareketin içinde şekilleniyordu. Bu hareket, Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan ve sonunda Cumhuriyet'i kuracak olan Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğindeki harekettir. Fakat, 1919 yılında Atatürk henüz bir Cumhuriyet’in lideri değil, işgal altındaki Anadolu’yu savunmaya çalışan bir askeri liderdi.

İstanbul’daki Osmanlı Hükümetinin Durumu

1919 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten hükümet, Sultan Vahdettin'in başında olduğu padişah yönetimindeydi. Ancak, padişahın gerçek gücü sınırlıdır. Çünkü, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bir kısmı işgal altındaydı. Mondros Mütarekesi (1918) sonrası İstanbul’daki hükümet, fiilen Batılı güçlerin etkisi altındaydı. Yabancı devletler, Osmanlı’daki hemen her adımı denetliyordu. Ayrıca, İtilaf Devletleri'nin gücüne karşı Osmanlı hükümetinin etkisi ve prestiji gittikçe zayıflıyordu. Sonuç olarak, 1919’da İstanbul’daki hükümet aslında siyasi olarak zayıf, halkla güçlü bir bağı olmayan ve dış müdahalelerle yönlendirilen bir yönetimdi. Bu ortamda padişahın veya sadrazamın aldığı kararlar genellikle dışarıdan gelen baskılarla şekilleniyordu.

Örneğin, Sultan Vahdettin, İngilizlerin baskısıyla işgallere ve içki yasağının kaldırılmasına göz yumuyordu. Aynı zamanda, Mondros Mütarekesi’nin hükümleri gereği, Osmanlı hükümeti işgalleri ve bağımsızlık mücadelesini sınırlayan kararlar almak zorunda kalıyordu. Ancak, halkın büyük bir kısmı bu hükümetin otoritesine karşıydı.

Mustafa Kemal ve Anadolu’daki Hareketin Yükselmesi

Birçok tarihçi, 1919 yılının Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi için dönüm noktası olduğunu vurgular. Mustafa Kemal Paşa, 1919’da İstanbul hükümetinin zayıflığından ve İtilaf Devletleri’nin işgaline karşı Anadolu’da bir hareket başlatmıştı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak, Milli Mücadele’yi başlatmıştır. Mustafa Kemal’in liderliğinde kurulan bu hareket, sadece Osmanlı’nın son hükümetine karşı değil, aynı zamanda işgalci güçlere karşı da bir direnişin simgesi haline gelmiştir.

Mustafa Kemal, halkın içinden gelen bir lider olarak, İstanbul’daki padişah hükümetine karşı ve bir yanda da Batı’ya karşı güçlü bir direnişin temsilcisidir. Ancak bu hareketin başlangıcında, Anadolu’daki direniş hareketi de çok parçalıydı ve bu dönemdeki liderlik oldukça stratejik bir hal almıştır. Pek çok farklı grup ve şahsiyet, bu dönemde Anadolu’da söz sahibi olmaya çalışıyordu. Yani, 1919’da Türkiye’deki yönetim yalnızca padişahın hükümetine değil, aynı zamanda yerel direniş liderlerinin ve yerel halkın etkisiyle şekillenen bir durumdu.

Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Irk: 1919’un Sosyal Yapısı

1919’daki sosyal yapı, yönetimle bağlantılı olarak farklı sınıfların ve cinsiyetlerin farklı bir şekilde temsil edilmesini sağlıyordu. Kadınların o dönemdeki durumu, çok katmanlı bir şekilde ele alınabilir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki kadınlar, geleneksel aile yapısının ve toplumun sınırları içinde oldukça sınırlı bir yaşam sürüyordu. Bu sınırlamaların arasında, 1919’daki politik ve sosyal değişimlere yönelik hiçbir resmi temsil yoktu. Ancak, kadınlar bu dönemde etkili bir şekilde bağımsızlık mücadelesine katılmaya başlamışlardır. Halide Edib Adıvar gibi önemli figürler, Türk Kurtuluş Savaşı’na katılacak, kadınların toplumdaki rolü tartışılacak, ancak hâlâ erkek egemen bir sistemde liderlikte erkekler söz sahibi olacaktır.

Sınıf açısından da, 1919’daki yöneticiler, genellikle geleneksel Osmanlı elit sınıfına mensup kişilerdi. Ancak Anadolu’daki halk hareketi, bu sınıfın dışındaki birçok insanın da yer aldığı, daha geniş tabanlı bir yapı oluşturmaya başlamıştır. Bu dönemde, alt sınıfların ve köylülerin sesleri giderek daha fazla duyulmuş, ancak yönetim hâlâ elit sınıfların elindeydi.

Sonuç: 1919’da Kim Yönetiyor?

1919’da, Türkiye’deki yönetim aslında oldukça karmaşık bir yapıya sahipti. İstanbul’daki Osmanlı hükümeti, padişahın başkanlığında Batılı güçlerin etkisi altındaydı ve etkili bir karar alma mekanizmasına sahip değildi. Diğer yandan, Anadolu’da yeni bir liderlik doğuyor, Mustafa Kemal’in önderliğinde bağımsızlık mücadelesi başlatılıyordu. Halkın büyük çoğunluğu, Osmanlı hükümetinin zayıflığını ve işgalleri kabullenemiyor, Anadolu’da bağımsızlık için ayağa kalkıyordu.

Sizce 1919’da halkın çoğunluğunun sesi duyulabiliyor muydu? Anadolu’daki direnişin öncüsü olan Mustafa Kemal, bu kadar karışık bir ortamda nasıl liderlik yaptı? Toplumda kadınların ve alt sınıfların yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?